1967 Üsküdar doğumluyum. 1984 yılında Kabataş Erkek Lisesi'ni, 1988
yılında Hacettepe Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümünü bitirdim. 1997
yılı sonunda lisan eğitimi için gittiğim İngiltere'de İskoç asıllı
eşimle 2000 yılında evlendim.
Önceleri antrenman olarak düşündüğüm dağ bisikleti aktif olarak yaptığım ve çok hoşuma giden bir spor halini aldı. Türkiye'de iken basketbol oynamayı severdim ama İngiltere'de popüler bir spor değil bu nedenle voleybol ve yüzme sporu yapıyorum. Amatör olarak oynadığım takım 1999 yılında Londra Şampiyonu oldu.
Motor sporlarına karşı her zaman bir ilgim olmuştu. Özellikle TRT bir zamanlar Formula 1 yarışlarını televizyondan verirdi. Büyük bir ilgiyle izlerdim.
Bu spora başlamam tamamen bir tesadüf eseri. 1991 yılında karting sezonunun ilk yarışlarından birini izliyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse seyrederken çok korkmuştum. Beraber izlediğim arkadaşlarımdan birisi yarış sonunda kiralık go-kartlara binmeyi teklif etti. İlk bindiğimde uçuyorum zannettim. O an kararımı vermiştim. Ben bu sporu yapacaktım. Daha sonra her Pazar günü Tuzla'daki karting pistine geldim. O zamanlar TOMSFED olmadığı içim büyük bir hakem sıkıntısı yaşanıyordu. Bende bu sporu hem daha yakından tanımak, hem de pistin içinden izlemek amacıyla bayrak hakemliği yaptım. Sanıyorum bunda da başarılı oldum. Çünkü her yarıştan sonra diğer bayrak hakemi arkadaşlara çok fazla eleştiri gelirken bana eleştiri gelmezdi. Bunda her yarışçıyı tanımamın, kuralları iyi bilmemin, yarışı çok iyi takip etmemin büyük payı vardı. Buradan Formula 3'de yarışan Emre Ayan'ın babası Ahmet ağabeyimize teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Çünkü kendisi sezon yarışmaya başlamıştı ve diğer yarışçılar yanlarına gitmemize sıcak bakmazken, kendisi benim yardım etmeme izin veriyordu. Böylece işin mekanik kısmı hakkında da bilgi sahibi olmaya başlamıştım.
1991 sezonu benim için kartingi tanımakla geçti ve 1992 sezonunda yarışmaya karar verdim. Benim gibi yeni başlayanlar için teşvik amacıyla Promo kategorisi oluşturulmuştu. Go-kartların ödenmesinde taksitlendirme yapılmıştı. Süper kategoriden ayrı olarak Promo kategorisinin özelliği, go-kartların hepsinin aynı özelliğe sahip olmasıydı. Buda pilotajı öne çıkartıyordu.
Ancak yarıştan bir gün önce go-kartlarımıza binebildik. Daha önce zarar verebilirim diye kimseden go-kartını isteyememiştim. Kiralık go-karttan sonra yeni go-kart ilk binişimde bana füze gibi geldi. 92 sezonunun ilk yarışı maalesef yağmur altında yapıldı. Ben go-kartımı pistin üzerinde tutmakta zorlandım ve sezona 5.likle başladım. Bizimle başlayanlar arasında Yalın Kılıç, Emre Ergör, Atabay kardeşler ve Doğan Ekmekçi arkadaşımız vardı. Doğan, ilk yarışından sonra olan bir olay yüzünden bu spordan soğudu ve sezonu tamamlamadan bıraktı.
Sezonun ilerleyen yarışlarında daha çok ısındım. Bu arada her pazar günü antrenman yapıyordum. Bazen hafta sonunda pistte kimse olmuyordu. Bu arada Adana, Ankara, Samsun, Bursa ve İzmir'e yarışmaya gittik. Sezon sonuna doğru ben birinciyle aradaki farkı kapamıştım. Sondan bir önceki yarışın startında anlamsız bir şekilde arkadan darbe aldım ve bu benim şampiyonluk şansımı birazda olsun azattı. Son yarış İzmir'deydi Kendime çok güveniyordum. Çünkü Tuzla dışındaki pistlere çok çabuk adapte oluyordum. Ankara, Samsun ve Bursa yarışlarını ben kazanmıştım. Fakat benzin aldığımız akaryakıt istasyonunun hileli benzin sattığını anladığımızda yapabilecek bir şey yoktu. Çünkü o ana kadar epey bir para harcamıştım. Yedek motorumda yoktu. Karbüratörün parçalarını değiştiremedim. Yarışa bu halde başladım. Özellikle son ayakta motor kullanılamaz hale geldi ve ben sezonu 2. olarak kapadım.
Bir sonraki sezon bir destek aldım ve süper kategoriye geçtim. O sene Süper kategoriye adapte olmakla geçti. Sezonu 3.bitirdim. 1994 sezonunda hedef Şampiyonluktu. Sezona iyi başlamıştım. Sezon ortasında çok açık ara ile şampiyona lideriydim. Bu seferde Körfez krizi patlak verdi ve sponsorum "Benimle ilgili planlarının farklı olduğunu, artık karting için destek veremeyeceğini " söyledi. Bende artık finansal açıdan zorlanıyordum ve bırakma kararı aldım. Aradan geçen iki yarışa rağmen ben hala lider gözüküyordum. Ortasında bırakmama rağmen sezonu 5.olarak bitirdim. Üzülmüştüm... Çünkü şampiyonluğa 2.kere çok yaklaşmıştım...
Daha sonra Formula 3 kariyerim başladı. Ben, daha sonra 3 sezon takım arkadaşım olan Ertan Nacaroğlu ve Emre Ergör ile birlikte Ali Başakıncı ve Hakan Dinç'in öğretmenlik yaptığı Safari Yarış Okulu (Jim Russell)'ndan sertifika aldık ve Atak Motorspor adına yarışlara başladık. Bu sezon benim için çok zor geçti. Araca hasar verme korkusu ve acemi olduğum, sorunları tam olarak iletemememden dolayı başarılı olamadım. Adım "Yavaş Pilot'a" çıkmıştı. Sonraki sezon için kimse devam edip edemeyeceğimi söylemedi. Açıkta kalmıştım. Bu sezonda bana şu andaki takımım sahip çıktı ve yarışmaya devam ettim. O sezon Mümtaz Tahincioğlu'nun takım arkadaşı olmuştum. 1997 sezonunda Ertan Nacaroğlu verdiği 1 yıllık aradan sonra bize katıldı. 1997 sezonunda takım olarak 1.ve 2. olmuştuk. 1998 sezonu benim için zor geçti. Çünkü Londra'da lisan eğitimi alıyordum ve yarışlar için Cuma günü gelip Pazartesi sabahı tekrar Londra'ya dönüyordum. Bu sezonu yakın bir puan farkıyla 3. bitirdim. 1999 sezonu ilginç geçti. Ben yine Londra'dan gelip yarışıyordum. Bu sezonda değişik bir taktik izledim ve yarışta önde gidip kazanmaya çalışmaktan ziyade puan toplama yoluna gittim. Zaten fizik kondisyonumun yetersiz olması çok hızlı gitmeme mani oluyordu. Topladığım puanlarla 1999 sezonunu Şampiyon olarak tamamladım. 7 yıldır düşlediğim Şampiyonluğa ulaşmıştım. 2000 sezonu çok iyi başladı. Olips Motorspor'daki 5.sezonumda bu sefer takım arkadaşım Cesim Tahincioğlu olmuştu. İlk yarışı kazandım. 2.ve 3.yarışı mekanik arızalar nedeniyle bitiremedim. 4.yarışa "Pole Position-En Önde Başlama" hakkını kazandım. Startta bir aksaklık oldu ve araç stop etti. Çalıştırana kadar çok geride kaldım ve ancak 4.olabildim. 5.yarışta gene pole pozisyonu aldım. Hata yapmadan yarışı bitirdim ve 1.oldum.
Son yarışımızda ayrı bir heyecan daha yaşadım. Uzun bir süredir beraber
olduğum İskoç kız arkadaşımla hayatımı birleştirmek yönünde bir karar
almıştım. Sıradan bir evlilik teklifi yerine sıradışı olmasını istedim
ve yarış günü aracımın üzerine "İris benimle evlenirmisin?-Iris will you
Marry me?" yazdım. "Evet" cevabı yarışı kazanmamda benim için ayrı bir
doping oldu. Iris şu ana kadar bana her yönden destek oldu. 2000
senesindeki başarımda payı çok büyük. Kasım 2000'de dünya evine girdik.
Bize sorulanlardan biriside başarımızın arkasındaki sır. Bunu şöyle açıklayabilirim: "Ekip çalışması". Biz beraber kazanıp beraber kaybediyoruz. Ekibimiz 1994 yılından beri beraber çalışıyor ve işleri sadece formula 3 araçlarımızı hazırlamak. 4 kişilik ana yarış ekibimizin sayısı, İzmir yarışlarında yardımcılarla beraber yaklaşık 10'a çıkıyor. Bunun haricinde İngiliz Edenbridge Racing yarış ekibinden de her türlü teknik yardımı alıyoruz. Bu ekip 1995 yılında İngiltere formula 3 Şampiyonu olduktan sonra 2 sezon International Formula 3000 yarışlarında mücadele etti. Ekipte yarışan ünlüler arasında şu an Amerikan Cart yarışlarında 2000 yılı Sampiyonu olan Jil De Ferran; formula 1 yarışçısı Petro Diniz , Williams Formula 1 takımının test pilotu Max Wilson sayılabilir.
Bu hazırlıkları iki kısma ayırabiliriz. Yarışçının ve mekanikerlerin
hazırlığı. Formula 3 yarışları dışarıdan görüldüğünün aksine çok sıkı
fizik kondisyon gerektiren bir spor. Araç en yakın rakibinden
(motosikletler) tur başına 5 saniye daha hızlı. Yarışta en fazla yük
binen bölgeler boyun kısmı. Aracın üstü açık. Bu nedenle çok fazla
rüzgar alıyor. Ayrıca bazı virajlarda yaklaşık olarak 2g (yerçekimi
kuvvetinin iki katı) kuvvete maruz kalıyoruz. Kask ve kafa ağırlığı 2
katı kuvvetle boyun kaslarına baskı yapıyor. Eğer antrenmanlı değilseniz
kas tutulması meydana geliyor ve virajlarda boynunuz sizin çevirmek
istediğiniz yönün aksine hareket ediyor. Sonuç : virajlarda hız kaybı.
Vites kolu çok kısa ve kesin kararla değiştirmek gerekiyor. Normal bir
arabaya göre çok farklı. Kalkış sırasında kullandığımız 1. Vites
haricinde debriyaj kullanmaya gerek yok. Vites kaçırıldığında yavaşlayıp
uygun vites seçilmesi gerekiyor. Bu yapılmazsa sonuç: vites dişlilerinin
kırılması. 25 turluk bir yarışta yaklaşık olarak 250 kere vites
değiştiriyoruz. En sık değiştirilen yer arka düzlük sonu. Burada
maksimum sürat 205 km/h hızdan 60 km/h hıza düşürülüyor. 5. Vitesten
2.vitese ... Yaklaşık 70-80 metre içinde oluyor bunların hepsi. Fazla
hata yapma şansı yok. Ayrıca bacak kaslarının da son derece güçlü
olması, kalbin yüksek hızlarda atmasının sorun çıkarmaması gerekiyor.
Aslında tüm vücut çalışıyor. Ben yarış öncesi bu fiziksel kondisyona
ulaşabilmek için İngiltere'de dağ bisikleti yapmayı tercih ediyorum.
Tabii düz yolda değil. Planlı olarak yokuş aşağı ve yokuş yukarı.
Bisiklet ayrıca koşmaktan daha zevkli. Vücudun her yerini çalıştırıyor.
Yokuş yukarı kullanımda kalp atışları maksimuma çıkıyor. Tabii belirli
bir müddet sonra bu kalp atışları normale iniyor. Ben her seferinde aynı
etabı izliyorum. Başlarda 1 saat 30 dakikada bitirdiğim etabı şu anda 59
dakikaya kadar indirdim. Her gün 1 saat devamlı yapıyorum. Ayrıca boyun
kaslarını geliştirmek için de egzersiz yapmaktayım. Bunun için kaskıma
lastik bağladık. Aynı yarış arabasındaymışım gibi boynumu ileri- geri,
sağa-sola hareket ettiriyorum. Birde haftada 3 gün ağırlık çalışması
var. Bu seneki başarımın en büyük sırrı düzenli olarak dağ bisikleti
yapmam. Formumun zirvesindeyim. Bütün yarış sezonu boyunca iş olarak
hiçbir şey yapmadım. Bu spor şu anda bütün hayatımı almış durumda.
Sadece buna konsantre oldum. Ayrıca işin birde beslenme kısmı var. Bir
nevi diyet uyguluyorum. Vücudun direncini arttırıcı bir yardımcı madde
ve spor sırasında kaybedilen sıvıyı en kısa zamanda telafi etmesi
amacıyla aldığım başka bir yardımcı var. Bunlar sayesinde hiçbir
yorgunluk olmadan yarışları bitirebiliyorum. Yarışlar için genelde erken
gelmeye çalışıyorum. Saat farkına uyum sağlayabilmek için. Benim için
Türkiye'de yarışmak, yurtdışında yarışmakla eş. Yarış bittikten sonra
tekrar İngiltere'ye dönüyorum. Her şey tekrar başlıyor.
Mekanikerlerin hazırlığı işin ayrı bir bölümü. Her yarıştan sonra araçlarımız Maslak sanayideki garajımıza getiriliyor. Her parçası tek tek sökülüp kontrolden geçiyor. Her parçanın kendine göre bir ömrü var. Ömrü dolan parçalar yenisiyle değiştiriliyor. Bütün bunlara rağmen mekanik aksaklıklarda olmuyor değil. Örneğin bu sezon 2. yarışta hem ben hem de takım arkadaşım mekanik arıza yaşadık. Sebebi ömrü dolup değiştirilen parçaların yerine takılanların bozuk olmasıydı. Bu bir mekanik spor. Milyon dolarlık Ferrari veya Mc Laren Formula 1 aracı startta çalışmayabiliyor. Bu mekanik sporların doğasında olan bir şey.
Burada bahsetmek istediğim diğer bir konu kullandığımız yarış bilgisayarları... Araç üzerindeki bu bilgisayar ve sensörleri sayesinde topladığımız bilgiler değerlendirmeye tabii tutuluyor. Pistin herhangi bir yerindeki hızımızı, motor devrini, yağ-ve su hararetini, tur zamanını vb bilgileri hem yarış arabasındaki ekrandan hem de lap top bilgisayarımızdan görebiliyoruz. Ayrıca diğer bir yarışçıyla karşılaştırma yapabiliyoruz. Böylece kim nerede daha yavaş gitmiş, değiştirilen vites oranları işe yaramış mı görebiliyoruz. Başarımızın bir sırrı da budur.
2002 yılında tekrar 1 yıl uzak kaldığım pistlere dönebilmek ve motorspor.com'u Türkiye'nin en kaliteli sitesi yapmak. Ayrıca şimdiye kadar hobi olarak düşündüğüm mekanik sporlarda profesyonelleşmek. Yurt dışında da yarışmak, organizasyonlarda görev almak istiyorum. İngiltere mekanik sporların merkezi. Orada yaşamamın bana getirdiği avantajlar büyük. Motorsporları çok sevilen spor ve büyük ilgi görüyor. Yazılı ve görsel basının yaklaşımları daha farklı. Daha doyurucu bilgi almak mümkün. Bizim ekibimizi Türkiye'nin Formula 1'i olarak değerlendiriyorum. Lastiklerimizi Bridgestone, motorlarımızı Tofaş-Fiat, akaryakıtımızı Shell sağlıyor. Gelecek sezon için hedef; yarış bilgisayarlarımız için bir bilgisayar firması, yarışçı ve mekanik kıyafetleri için bir giyim firmasının bize yardımcı sponsor olmasını sağlamak. Aynı Formula 1'deki gibi.
Buradan yolda yarışan yarışçı adaylarına seslenmek istiyorum. Sizin ve başkalarınızın hayatı pahasına yollarda tehlikeli araç kullanmayınız. Gelin her türlü güvenlik önleminin alındığı karting veya pist yarışlarına ve buralarda deşarj olun. Fark edeceksiniz ki normal trafik şu anda çok daha tehlikeli. Yarış sırasında olan bir kaza anında ambulansın veya itfaiyenin gelmesi saniyeler sürüyor. Ben bunları eski bir trafik canavarı olarak söylüyorum. Yarışlar insanı daha fazla bilinçlendiriyor. Normal trafikte araç kullanırken artık kurallara uyuyorum. Konuştuğum diğer yarışçı arkadaşlarda aynı fikirde. İstanbul Motorsporları Kulübü (0212 280 36 67) sizlere bu konularda cevap vermeye, yol göstermeye hazır. Bundan 8 sene öncesine göre her şey daha iyi. 2 adet yerleşik pistimiz var; hakemlerimiz çok iyi eğitim alıyor (bir zamanlar yarışlarda hakem olmamasını hatırlıyorum da...), ambulans ve itfaiye antrenmanlarımızda bile mevcut. Tabii bunlar yeterli değil. Amaç her zaman daha iyisini yapmaya çalışmak. Bir sporcu olarak, pistlerimizin bu hale gelmesinde emeği geçen tüm yönetici, hakem ve görevli arkadaşlarımıza teşekkürü borç bilirim.
Sevgilerle.
Tunç Şengün
Motorspor.com
Kurucu & Editör
1999 Türkiye Formula 3 Şampiyonu
İletişim